Koca bir yıl geçiyor hayatından, ömründen günler eksiliyor. Ve sen her sene Aralık ayında bunun tatlı telaşına kaptırıyorsun ruhunu, ılık bir rehavet çöküyor üstüne. O sayılı 365 gün içinde başına gelen kötülükleri, kırgınlıkları hatta dargınlıkları 31 Aralık'ı 1 Ocak'a bağlayan geri sayımın son saniyesinde bilinçaltının derinliklerine gömüveriyorsun.
Sabah doğan güneşe baktığında artık başka bir dünyaya uyanmış gibisin. Yüzün gülüyor, belki biraz başın ağrıyor, gözlerin bozulan uyku düzeninden dolayı kurbağalara dönmüş, kısaca akşamdan kalmasın işte, fakat mutlusun, başka bir yıla değil de, başka bir çağa atlamışsın sanki her şeyi geride bırakarak.
Dünya yine 365 gün içerisinde tamamlayacağı turuna çıkmış çoktan sen uyandığında. Mevsimler yine ilkbahar, yaz, sonbahar, kış moduna girmiş sırasını bilerek. Doğa yine kendi düzeninde, soğukkanlı hayvanlar haydi kış uykusuna demiş, siz yaz gelince görevinize dönersiniz. Güneş haddini bil, bu senin mevsimin değil fazla yüzünü gösterme bulutların arasından, sahneyi yağmura, kara, rüzgara bırak.
Bırak yerini suçunu Balkanların üstüne yıktığımız soğuk hava dalgasına. Bırak ki insanlar birbirlerine yakınlaşsınlar. Sevdikleriyle ev toplantılarında buluşsunlar, ellerinde sıcacık kahve fincanları kahkaha dolu sohbetlere yol alsınlar, romantik bir filmi, elele en sevdiği ile izlerken, o karanlık sinema salonunda pembe hayallere dalsınlar. Kim bilir belki de seneye yine bu zamanlar üçüncü bir sevgi parçası katılmış olur yanlarına, dünyanın en güzel hissini tatmış olurlar.
Mutluluklar seni bulsun koskocaman, yepyeni bir yıla girerken, 365 günün bir gününü bile yüzün asık olarak geçirme, sana ayrılan yeni zaman diliminde gülücükler denizinde boğul. O aklından geçen her güzel düşünce gerçek olsun, biliyorum biraz gecikmeli oldu ama hepinizin yeni yılı kutlu olsun.
8 Ocak 2012 Pazar
365
Gönderen küfkedisi zaman: Pazar, Ocak 08, 2012 14 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: mutlu yıllar
25 Aralık 2011 Pazar
Yeni Yıldan Bir Arzum Yok Başıma Bela Olmasın Yeter
Geleneksel yılbaşı Wish List dönemine girmiş bulunmaktayız sayın seyirciler. Herkes heves ve heyecan içinde kağıdı kalemi hazırlamış dilekler ve kararlar yazma çabasında.
Halbuki çok gereksiz. Sen yine sene başında spora başlayacağım kararının arkasında duramayacaksın ya da sigarayı bırakma kararının. Üstüne üstlük stresine girdiğinle kalacaksın. Hayalinde 2012 sonunda 10 kilo vermek varken 2013 yılına 10 kilo fazlanla adım atacaksın.
Çekim yasası muhabbeti ile iyi düşün iyi olsun muhabbetine ise hiç girmek istemiyorum. Ben ne kadar pozitif olduysam o çekim yasası kıçıma kazık soktu benim. Mutlu mesut, evet evren senden bunu istiyorum, yeni yılda karşıma çıkar, hem bütün sene iyi bir kız oldum ben, Noel Baba bile örnek evlat seçer beni o derece desem bile hep tersi geldi başıma.
2009'a girerken hayatımda hiç geçirmediğim kadar güzel bir yılbaşı geçirmiştim. En sevdiğim dostlarım yanımdaydı, eğlence desen 10 numaraydı, içkiler, danslar her şey ama her şey harikaydı. Vay arkadaş dedim bu sene süper başladı, zaten çok şükür derdim yok tasam yok, evren bak sana diyorum bu sene benim yılım olacak.
İşte evren o noktada bana siktiri çekti. Sen misin bana böyle artist artist hayatım muhteşem diyen, ben bir sıçıyım, üstüne de sıvıyayım da gör sen 2009 nasıl olurmuş diye.Ömrümde hayatımda yaşadığım en boktan yıldır benim 2009. Tüm yaşamımın alt üst olduğu, o yılbaşına beraber girdiğim insanlardan bir tanesinin bile yanımda kalmadığı, ben buradan emekli olurum diye düşündüğüm işyerimden istifa etmemi sağlayan, sürekli mücadele ve yeni hayatıma adaptasyon süreci ile geçen koca bir sene.
2010'a ise hiç bir şeyi takmama modunda girdim. Ortakcım Kerim ve sevgilim Kori eşlik ediyordu bana. Ekranda ise Victoria Secret kızları kanatları ile arz-ı endam etmekteydiler. Toplu olarak düşününce pek bir olayı olmayan ama hayatımın aşkı ile evlenmemizi sağlayan ve ömrümün geri kalanını etkileyen yıldır yani 2010.
2011 vur patlasın çal oynasın ile girilen fakat kesinlikle hiç bir dilek işine bulaşılmayan yılbaşıdır. Düşününce pek bir olay da olmadı zaten. En güzeli de budur işte dileksiz, arzusuz hayatı akışına bırakarak atılan yeni adımlar.
Keza bırak yılbaşıyı ben normal zamanda bile evren ve çekim yasası ile anlaşamıyorum. Aklımdan milyon tane iyi niyet geçiyor bir tanesi olmuyor, ne zaman kötü etkileşimi olabilecek bir olayla dalga geçiyorum veya saçma sapan istiyorum kabak gibi gelip beni buluyor.
Geçen hafta iş yerinden arkadaşımla geyik yapıyorum. 'Ya kızım ben aşk acısı çekmeyi özledim, böyle terk edileyim, yatak döşek yatayım, içkiye vurayım kendimi, sonra sevgilim gelsin aşkım sensiz olamadım gel barışalım desin, bal börek olalım gene, çok özledim ben bunu ya' diye diye akşam ettim. Bu arada hatun 'Kızım saçmalama, aptal şeyler isteyip durma, başına gelecek göreceksin, kırk kere söylersen olurmuş' diyerek beni masum masum uyarıyor.
Evli barklı insan olduğumdan nasılsa böyle bir aksiyona giremem diyerek salladım durduğum günün akşamında evren bana gene kazığını atıyor. Çok sevgili kocacım ile sakin ama içeriği ağır bir konuşma yaşıyoruz. Ben bütün gece ağlıyorum, ilerleyen saatlerde konu tatlıya bağlanıyor ve aşk acısı isteğim de yerine getirilmiş oluyor. Ertesi gün işe Kurbağa Kermit gözlerimle gidiyorum ve bir daha söyleyeceklerime dikkat etme kararı alıyorum.
Kısacası 2012 inan senden bir arzum, isteğim, dileğim yok, ne sen beni tanı koca yıl ne ben seni, gölge etme başka ihsan istemez.
Gönderen küfkedisi zaman: Pazar, Aralık 25, 2011 8 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: yeni yıl dilekleri, çekim yasası
19 Aralık 2011 Pazartesi
Belki Bir Gün Özlersin
İnsan uzun süre bir şeyler ile uğraştıktan sonra kopamıyor sanırım. Bayağı bir süredir geri dönüp dönmemenin kararını vermeye çalışıyordum. Çok da delikanlı bir kız olduğum için son yazının üstüne de tekrar yazmayı kendime yediremedim. Malum delikanlı raconunda sözünden dönmek terstir bize.
Gel gör ki geçtiğimiz cuma çok sevdiğim arkadaşlarım French Oje ve T.B'nin kitaplarının partisine katıldığımda hepinizi ne kadar çok özlediğimi farkettim. Blogger dostlarla buluşmak, muhabbetlerinde neşe bulmak beni yeniden gaza getirdi. Yoğunluğumdan dolayı eskisi kadar çok yazamayabilirim fakat paylaşmak istediklerimi tekrar size aktarma fikrine daha fazla uzak kalamayacağım.
Neler yaptın ettin dersen çok da enteresan durumlar yok aslında hayatımda. Bir iş değişikliği, sevgili Maggie Simpson kediciğimizin büyümesini gözlemlemek gibi durumlarla haşır neşir oldu bünyem. İş değişikliği o kadar mühim bir mevzu olmasa da Maggişto'nun büyümesi büyük aksiyonlar yaratıyor yaşantımızda.
Bir kere bence kendisi kedi değil köpek. Isırma hastalığına sahip bir canavar, bildiğin durup dururken saldırıp ısırıyor. Ellerim hep yara bere içinde, dişlenmekten kendimi bebek diş kaşıyıcıları gibi hissediyorum. Hatta bünyem o kadar kabullendi ki bu durumu, allah aşkına kedim gel bir diş at bana, ısırmazsan uyku tutmaz beni havası esiyor evde.
Tüm kudurukluğuna rağmen varlığı neredeyse yaşam sebebim. Hayvan deyip geçmemek lazım, zaman geçip varlığına alıştıkça çocuğunuz gibi oluyor. O küçücük bedeninin size ne kadar muhtaç olduğunu bilmek, tüm ihtiyaçları ile özel olarak ilgilenmek terapi etkisi yaratıyor ruhunuza. İş güç ne kadar yoğun olursa olsun, yorgunluktan bırakın kolunuzu, kaşınızı bile kaldıramıyor olsanız, moral bozukluğunu geç depresyonun dibine vursanız bile o minicik bedenden çıkan mini bir miyavlama sizi sizden alıyor. Mırıldanmasını duyup iki de sevdiniz mi ne dert kalıyor ne tasa. Yumuşacık tüyleri, Pamuk Prenses duruşu beni resmen mest ediyor. Çocuğuna tapan aşırı düşkün anneler gibi yavrıııııımmmm iyi ki seni almışım diye sarılıp mıncıklıyorum her yerini.
Velhasıl kelam tavuk modlu yazarınızın uyku vaktinin gelmesi sebebiyle, ilk yazısını kısa kesmek durumunda. Anlatılacak yeni maceralar, tartılışılacak yeni mevzularla birlikteliğimizin tekrarını süper ve muhteşem bir rüya ile kutlayacağım. Size de muhteşem rüyalar dilerim, görüşmek üzere...
Gönderen küfkedisi zaman: Pazartesi, Aralık 19, 2011 19 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: döndün bak geldin şimdi, yeniden birlikte
29 Haziran 2011 Çarşamba
Olmayınca Uzatmanın Alemi Yok Değil mi?
Son kez selam :)
2009 yılından beri sırf inat olarak açtığım blogum, daha doğrusu Cipim'le ortak blogum maalesef artık tat vermemeye başladı. Çok uğraşıyorum nisan ayından beri, gitmiyim, ilham gelir yazarım yine diye ama olmayınca olmuyor işte.
İnsan hayatının her safhasını pürüzlü ve problemli yaşadığı sürece zevk aldığı süreçlerden bile soğuyor. Çok dağınığım, çok mutsuzum, düzeltmek için milyonlarca ama aklınızın alamayacağı kadar çok savaş verdim, düzelmedi.
Salıyorum artık ben de her şeyi. Sırf benim üstüne gitmelerimle düzelmiyor ya yaşananlar, olanlar, başıma gelenler. Evren taaa en başından başınıza ördüğü çorabı size hiç acımadan yavaş yavaş söküyor.
Uzun lafı kısası sizi sıkmadan, boğmadan tatlı tatlı vedalaşalım istedim. Bugüne kadar benim saçmalıklarımı okuyan, değer verip yorum yapan herkese çok teşekkürler. Kendinize iyi bakın :)
Gönderen küfkedisi zaman: Çarşamba, Haziran 29, 2011 44 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: veda, zırvaladı gene deli karı
16 Haziran 2011 Perşembe
Ben Bu Aralar Herkese Gıcığım
- Tüm bademlere gıcığım, badem bıyıklıları hatırlattığı için.
- 'Halka koyun dediler koyduk ni ho haa haa' diye gevrek gevrek, ilkokul seviyesinde laflar yaratan badem bıyık kandırılmış grubun, içlerinden bir Gani Müjde, bir Levent Kırca, bir Müjdat Gezen gibi zeki birini çıkaramayıp, ellerine teslim edilmemize gıcığım.
- Sürekli yağan yağmura gıcığım, üstümde askılı elbise varken ekstra gıcığım.
- Uyuşuk bedenime, asosyal ruh halime, yazı yazmayı yük olarak gören blogger kimliğime gıcığım.
- Kedimin ısırmasına, oraya buraya hoplayarak dengesiz yerlerde durmak suretiyle annesinin yüreğini hoplatmasına gıcığım ama anlık ya, çok seviyorum onu, çabuk geçiyor.
- Yaz gelince sahilde, yolda, kırda bayırda yanlarında minicik tatlı yavrularıyla mutlu aile fotografı çizenlere gıcığım. Gıcıklığım şahıslarına olmamakla beraber benim çocuğumun olmamasına ve bu duyguyu hiç bir zaman yaşayamayacak olmama yöneliktir.
- Bazı bazı sebeblerden dolayı bu yaz tatile çıkamayacak olmama, izin süremde malak gibi yine evde yatacak olmama gıcığım. Çok ihtiyacım vardı halbuki.
- Aldığım kararlara bir türlü uyamama halime gıcığım. Misal efenim güya 2011 yılında okuduğum kitapların hepsini bloga yazacaktım. Böylece kimler gelmiş kimler geçmiş elimden görecektim. Yazmadığım sürede kimler geldi kimler geçti pe heee heeeeyyyy!
- Her haftasonu temizlik yapmak zorunda olmama gıcığım. Şu İsviçreli bilim adamları hangi ırkın penisi kaç dakika ereksiyon halinde kalıyor diye araştırmalar yapacaklarına Jetgillerdeki akıllı temizlik yapan robotu üretmeye harcasınlar güzel beyinlerini.
- Markafoni denen sitenin ciddi anlamda marka ürün koyup o markanın 85 model eşyalarını abartı rakamlara satmalarına gıcığım. Buna rağmen sabahın 08:00'de anlamsız şekilde sırf marka diye tüketilen, pazar malı gibi duran ürünleri satınalan kişilere hayretler içerisinde kalarak bakıyorum.
- Ten rengi çorap ısrarından vazgeçmeyen hatunlara gıcığım. Kış olsa dahi sevmem, siyah etek altına giyerler deli olurum. Ulan süper ince siyah çoraplar var nasıl seksi, yok anam biz illa öğretmen çorabından vazgeçmeyiz diyorlar eyvallah. Yaz geldi aloooooo, çorapsız giyiyoruz biz. Hayır bir de açık ayakkabı giyip yapmayın bunu ne olur ya ne olur.
- Hadi ben kaçtım ne zaman gelirim bilemiyorum. Ergen diliyle kib öptüm bye!
Gönderen küfkedisi zaman: Perşembe, Haziran 16, 2011 15 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: gıcığım ben gıcığım, zırvaladı gene deli karı
26 Nisan 2011 Salı
Belli Bir Yaştan Sonra Evlen(e)meyen Hatun Profili
Etrafınıza bakın ve belli yaş üstü bekar hatun sayısının nasıl da çığ gibi büyüdüğüne gözlerinizle şahit olun. Özellikle kariyerli, diplomalı hatunların yalnızlığı kanıksamış hallerine bir bakın. Sonra da helal olsun diyin, okumuş, işi gücü de yerinde, erkek kahrımı çeksin yahu, hayatını yaşasın diye gazlayın. Ama yok canım, öyle değil o kazın ayağı.
Her hatun kişinin ruhunda var bir kere bu. İlk önce komşunun oğlu ile evcilik oynarken o baba olur sen anne, ardından Barbi ile Ken evlendirilir mutlu mesut yaşarlar, biraz daha büyür lise çağına gelirsin ergenliğin de verdiği ebleklikle beyaz gelinlik hayallerini kendine inkar bile etsen en azından model olarak aklına getirirsin, üniversitede hem hayatını yaşar hem de farkında olmadan uygun koca adayını süzer radarların, son sene çıktığın adamı getir gözünün önüne, heh o işte, çok iyi baba olurdu ondan ama kaçırdın tüh, ardından iş hayatı gelir, kazayla buldun buldun bulamadın evde kaldın kariyer niyetine.
Bu sebebten ya yanlış ilişkiler yaşamaya başlarlar ya da savunma mekanizması geliştirme gayretine girerler. Hepsinin değişik profilleri olur, bakınız aşağıdaki gibi.
Gaza Gelenler:
Bunlar az önce de bahsettiğim, senden benden palazlanan, erkek kahrımı çekeceğimciler. Yaş ortalamaları düşüktür, iş hayatına yeni atılanlar ile 35 yaşına yeni yeni yaklaşmakta olanlarda görülür. Küçük plaza dünyalarındaki başarılar başını döndürmüştür. Ufaklı tefekli çıtır ilişkileri olsa bile uzun süreli ilişkiden kaçarlar. Ben modern kadınım, bak nasıl da süperim, hayatımın baharındayım, erkek dediğin baharımda açan çiçeğin üstündeki arı kadar durmalı hayatımda sadece, lay lay lom diye gezerler. Ola ki kazara 6-12 ay bir ilişkisi oldu diyelim ve ayrıldılar gazcıları devreye girer. 'Ay şekerim seni haketti mi ki, harika bir kadınsın sen boşver salla, hayatım sana erkek mi yok' lafları arasında tesellisini bulup gününü gün eder. Bu arada etrafındaki arkadaşları birer ikişer evlenir, çocuğa karışır, gazcılar elini ayağını çeker o zaman anlar ne halt ettiğini ve evlenmek için yanıp tutuşmaya başlar ama biraz geç kalmıştır. Safca mıdır nedir azıcıkta gazlanan?
Biyolojik Saatimin Alarmı Çalmaya Başladı Ertelemeye Alamıyorumcular:
Hiç renk vermezler hiç, çok sinsidirler. Gazcıların bir üst aşamasıdır, bünyeye göre ortalama 30 yaş civarında başlar, gaz dönemini çabuk atlatmışlardır ya da uyanık çıkıp gaza gelmeyerek 'ulan bu karılar teker teker evleniyor var bir keramet' diye işkillenmeye başlamışlardır. Erkek milleti için kırmızı alarmlık kadınlardandır, şiddetle dikkat edilmesi önerilir.
Tipik özellikleri gazcıları taklit etmeleridir. Hala erkek de neymiş havası yansıtırken, içten içe bir örümcek gibi hangi adamı ağıma düşürebilirimin planlarını yapmaktadırlar. Kız arkadaşlarına dahi renk vermezler, eline geçen her düğün davetiyesinde 'ay evleniyor canııımmmm, iyi de kızdı' diyerek kahkahalar atsalar da içten içe nasıl yapsam da damadı ben kapsam, hazır evlenme kıvamında herif ayol diye düşünmeden edemezler.
Yatağına girdiği her erkek koca adayıdır. Bunun altını çizmek isterim, ilişki yaşadığı değil yatağına girdiği her erkek aday, durum o kadar vahim yani. Bir yerden sonra beyin sadece evlenip üremeliyim diye çalışmaya başlar. Sosyal hayat giderek artırılır, gerekirse spor salonuna, dans kursuna yazılınır, o erkeği bulmak için göbek çatlatılır. Kız arkadaşlara gencim, güzelim, ay nasıl da sosyalim havası verildiği için aralarında ver-kaç (T.İ hürmetler) sıkça yaşanır ki potansiyel adaylar kaybedilmesin. Burada en önemli tavsiyem erkekleredir, karşınızdaki kadını iyi tanıyın, yoksa eğlence dönüşü tek gecelik dediğiniz hatunu bir yıl sonra nikah masasında, nikahtan 9 ay sonra doğumhanede, doğumdan 6 ay sonra da yaşım geçiyor korkusuyla damızlık olarak yatakta, ikinci bebek için altınızda bulabilirsiniz, benden uyarması.
Kapris Tam Benim Adım, Yalnızlık Mecburi Yaşam Tarzımcılar:
Ben bunlara çok gıcık olurum mesela, alıcan alayını kedinin yumakla oynaması gibi atıcan erkeklerin önüne sağ sol çakıverecekler, akılları başına gelecek. Bu cinsler hafif eli yüzü düzgünse bir de hiç çekilmezler. Dünyanın kendi etraflarında döndüklerini sanırlar, işin kötü tarafı yaptıklarının da farkında değillerdir. Erkekleri sürekli bir aşağılama, öküz, kozalak sıfatlarını yakıştırma, hayatlarını kısıtlama çabası içerisindedirler. Deveyi diken insanı öpen misali de nedense bu hatunların peşinde taze boka üşüşen sinek misali dolaşırlar erkekler.
Aslında evlenmeye en meraklı kategori budur. Fakat tüm şanslarına rağmen ilişkilerinin içine sıçanlar da kendileridir.İlişkinin ilk 6 ayı geçerken harika geçer çünkü 10 numara oyuncudurlar. Adam tam evlenme kıvamına gelince gerçek yüzleri ortaya çıkar. O melek, anlayışlı, modern görüşlü sevgili gider yerine şirretin önde gideni gelir.
Birinci kural her halt birlikte yenir kuralıdır. Gece dışarı mı çıkılacak beraber çıkılır, erkek erkeğe mi takılınmak istenecek ne işin var ben varım artık hayatında denir, adam ailesini mi görmek isteyecek senin ailen benim artık diye yüzsüzlük yapılır, olay öyle abartılır ki neden haber vermeden tuvalete gittine gelir ki allah korusun diyim. Yan parçalar olarak, sen beni sevmiyorsun, yoksa başka bir kadın mı var, seni seviyorum neden cevap vermedin ya da sadece bende dedin, niye bu gece erken uyuyorsun gündüz seni yoran oldu galiba gibi çeşitlemelerle adam zıvanadan çıkarılır. İlk zamanlar şirin şirin kavgalarla çözümlenip tatlıya bağlanan mevzular gün geçtikçe yetti lan kadın kıvamına geldiğinde o evlilikte yalan olur. Erkek arkadaşlarla kurtuluşunu kutlamaya giderken hatun kişi evinde hüngür şakır ağlayarak neden benim ilişkilerim yürümüyor diye muhasebe defterinde bir hesabı daha kapar.
Haydi Baştan Alalımcılar:
Ümitsiz vakalar, 40 yaş ve üstü. Hemen hemen tüm evrelerden geçmişlerdir. Ağır yaralar almış, ya akıllanmış iş işten geçmiştir ya da hala uzun zamanlı kapris evresini aşamamış amma velakin farkında olmadan üst evreye geçmiştir.
Baştan alalımcı olmalarının sebebi gaz mevsimine geri dönmelerinden gelir. O ısrarla param var, havam var, özgür kadınım, şahaneyim dedikçe evli arkadaşları ona özenerek ay evet şekerim, çekme bebeğim, ben 10 senedir evliyim de ne oluyor bak diye gaz vermeye başlarlar bu sefer de. Artık bu durumu kendisi de kanıksamıştır ve içten içe tüm laflara inanarak ruhunu kandırmayı başarmıştır. Lakin her nikahta, yeni doğmuş bir bebek gördüğünde göz pınarlarına hakim olamaz. İki kadeh içip kendi kendine kaldıklarında kafalarını duvarlara vururlar.
Gönderen küfkedisi zaman: Salı, Nisan 26, 2011 30 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: evde kalan hatunlar, zırvaladı gene deli karı
17 Nisan 2011 Pazar
Merhaba Ben Maggie Simpson
Neyse efenim kendimi anlatayım biraz ben size. Beni ilk önce biyolojik annemden Erdinç Abiler almış, çok istemişler. Bir sürü cicişler aldılar bana çok da güzel bakıyorlardı aslında. Ablasının alerjisi olduğu anlaşılınca beni vermek zorunda kaldılar.
Fotograflarımı koydular internete. Annem kedilere bakarken babamı bulduğu gibi netten beni de bulmuş, hemen almaya geldiler. Annemi görür görmez bayıldım ve kucağına atladım, nasıl şeker nasıl şeker. Erdinç Abilerle vedalaştım ve taşıma çantama girerek evimize doğru yola çıktık.
Çok korktum çok. Çantada sorun yok da ben ilk defa dışarı çıktığım için içim bir tuhaf oldu. Araba sesi, rüzgar, sarsıntı oy oy oy. Annecim ne olur çıkar beni buradan dedim beni hiç sallamadı ya. Mecburen boynum bükük yattım kaderime razı.
Annem veterinere gitmemiz lazım dedim. Henüz 2,5 aylık olmam sebebiyle Meltem Ablanın beni kontrol etmesi gerekiyormuş. Meltem Abla çok sevdi beni, pek de sağlıklıymışım. Parazit aşılarımı yaptı. Bir tanesi çok yakarmış meğer, annem canım acıyacağı için korktu bayağı bir ama kahraman gibiydim hiç sesimi çıkarmadım. Tırnaklarımı kestiler, annem sebeb tabii aman eşyaları, ben de dokunmuyorum zaten hıh!
Eve geldik yepyeni ortam. Oraya baktım buraya baktım yabancıladım yani birden. Söte yer yaptım hemen, kaçtım arkasına bak aşağıda.
Saklanarak geçmez hayat tabii. Diğer odalarda ne var acaba diye tura çıktım. Waoooww mama ve su, işte aradığım lezzet, yumuldum hemen. Annem kumumu gösterdi oraya da 2 çiş attım sığınağa kaçtım. Yok ama ya saklanmamak daha iyiydi sanki. Gittim annemin suratına baktım miyav dedim çat atladım kucağa, hııımmmm sıcacık. Karnım tok sırtım pek uykuya daldım.
Şimdi arada uyuyup uyanıyorum, oynaşıyoruz falan. Babama yayıldım, direk hedef boyun sıcacık, oh miiiissssss...
Gönderen küfkedisi zaman: Pazar, Nisan 17, 2011 17 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: kedişimiz, maggie simpson, zırvaladı gene deli karı
5 Nisan 2011 Salı
Resmen Özledim Sizi Be!
Kayıplardan çıkıp gelen bloggerınız Küfkediniz tekrar sahalarda!
Merhabalar efenim nasılsınız, görüşemedik uzun zamandır. Tamamen benim eşekliğim tabii gereken özeni gösteremedim, yoğunluktu, koşturmaydı, üstüne yasaktı derken uzak kaldım azıcık ama valla bak azıcık kürkçü dükkanına döndüm sonunda.
Dürüst olmak gerekirse artık yazmak istemiyordum. İş yerinde bloguma yasaklardan dolayı girememek de uzaklaştırdı beni. Çünkü işten arta kalan ya da boşluklarda kaçış noktamdı benim bloglar. Akşam eve geç gittiğim için, haftasonu da yorgunluktan malak gibi yattığım için ne yazabildim işin doğrusu ne de okuyabildim. En sonunda da yazmayacağım yeeeaaaaa dedim kendi kendime.
Gerçi ne yazacaktım ki size yazmak istesem de. Sabahın köründe çıktım işe gittim, gece 23:00'da eve döndüm mü? Hayatım aksiyondan uzak, iş ev arası rutine bağlamış durumda. Evliyim ben bir de tabii, öyle heyecanlı maceralar da yok bende. Sabah gözümü açtım aklımda o, dışarı çıktım karşılaşır mıyız diye kokoşlandım, sonra yağmurun altında yürürken bir araba beni fışladı ve lanet olsun ki tam o esnada kafamı kaldırmamla geldiğini gördüm gibi süpersonik vukuatlarım yok. Bende olsa olsa bu durum şöyle gelişir. Sabah gözümü açtım Korhan yanımda uyuyordu, lanet olsun sinir oluyorum, ben sabahın köründe kalkarken adam benden 2 saat fazla uyuyor, gene uykum var yaaaa, makyaj yapmazsam 10 dakika daha uyuyabilirim evet evet uyuyacağım, yine mi yağmur lan hay a.q bitmedi gitti bu kış, lan lan lan yavaş geç öküz herif insan yürüyor burda, neyse otobüste geldi biraz daha uyurum gidene kadar.
Takdir edersiniz ki çok eğlenceli olmazdı. Konu kıtlığından arada çeşit olsun diye okuduğum kitapları yazıyordum size. French Oje Leah ile haber yollamış bana, iyice kütüphaneye bağladı adam gibi yazsın diye. Severim Frenchimi hiç kırmam ondandır bu yazı, yoksa gene basmıştım bir kitap eleştirisini daha.
Uzak kaldığım zamanların en büyük aksiyonu Leah ile buluşmamız oldu. Öyleydi böyleydi derken en sonunda görüştük, kız kıza keyif yapıp sohbetin dibine vurduk. Daha nice güzel buluşmalarımız, kahve kokuları eşliğinde sohbetlerimiz olacak.
Şimdilik bu kadar umarım gene ortalardan kaybolmam yazarım size, kendinize iyi bakın :)
Not: A-Hcim biraz da sana bu yazı, burdayım işte demek için :)
Gönderen küfkedisi zaman: Salı, Nisan 05, 2011 14 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: bloglara geri dönüş, zırvaladı gene deli karı
11 Mart 2011 Cuma
Beyaz Kale / Orhan Pamuk
Kitapçı dükkânlarında gelmiş geçmiş satılan en mükemmel hayal ürünlerinden.'
ABC Cultura, İspanya
'Ustaca kurulmuş paradokslarla örülü, hayranlık uyandıran zarif bir postmodern hikâye.'
Publishers Weekly, New York'
Orhan Pamuk en sevdiğim yazarlar arasındadır, elime aldığım her kitabını ağızım açık okurum genelde. Cümlelerle dans etmesi, olay kurguları ve muhteşem hayalgücü hep beni benden almıştır.
Beyaz Kale günümüzden çok uzak bir zamanda, Osmanlı hükümdarlığında geçiyor. Venedik'ten gelen bir kölenin sahibi ile tuhaf ilişkileri, gittikçe birbirlerine benzemeleri, bilim üzerine kafa yormaları ve en sonunda bir olmalarını anlatan ilginç bir hikaye.
Fakat her ne kadar ilginç de olsa ilk defa bir Orhan Pamuk kitabı beni sıktı ve okuma güçlüğü çekmemi sağladı. Sanırım hiç karşılıklı konuşmanın olmaması ve hikayenin tek bir ağızdan anlatılması bana monoton geldi. Tarihi romanları sevenler zevkle okuyabilirler, bu sefer bana hitap etmedi maalesef.
İyi okumalar.
Gönderen küfkedisi zaman: Cuma, Mart 11, 2011 10 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: beyaz kale, kitap klübü, orhan pamuk, zırvaladı gene deli karı
3 Mart 2011 Perşembe
Otobüs Günlükleri
Merhaba DNS ayarları ile oynamış şanslı bloggerlar. Bundan böyle size geceleri sesleneceğim. Fesatlaşma o ilk aklına gelen değil, cinsel içeriklerin yeri değil burası koçum. Zaten biliyorsun evli barklı kadınım, kadına şiddetin arttığı günümüzde kocamın eline koz vermek istemem. Adamlar meşrulaştırdı malum. Medeni Arap ülkesi seviyesine ulaşmamıza ramak kaldı. Çarşaflarımızı giyip, internetten, özellikle bloglardan falan uzaklaştık mı tamamdır bu iş. Son gelişmelere giydirdikten sonra genele geçebiliriz sanırım.
Meğer blogger dünyası benim için ne mühimmiş. İnsan kaybedince değerini daha iyi anlıyor gerçekten. İş yerimde bloglara giremiyorum doğal olarak. Bugün mal mal klavye ve monitör ikilisine bakarken evlat acısı gibi koydu yokluğu. Şu bu ne yazmış iki yorum atıyım olmadı zırvalıyım şansının elimden alınmasından ötürü çok mutsuzum.
Bizim otobüs maceralarımız çok değişik noktalara kaymaya başladı. Daha önce de bahsetmiştim bizim otobüste herkes birbiriniz tanır, yerlerimiz bile sabittir. Bir nevi belediyenin bize tahsis ettiği servis misali gidip geliriz. Çok güzel arkadaşlıklar kurduk, muhabbet, şamata, kitap paylaşımı diyerek yuvarlanıp gidiyoruz.
Arada çürük elmalar da oluyor tabii. Şebnem ile (otobüs kankam) bazı insanlara feci takmış durumdayız. Onlar da bize taktı ni ho haaa. Gerçi bize göre davamızda feci haklıyız. Bu kadar tuhaf insana denk gelmemiz bizim tuhaf olduğumuzu göstermez.
Meşhur bir amca var her sabah ve her akşam binen. Sabah sesi çıkmaz da akşamları boğmak istersin kendisini. Daha otobüse oturur eline telefonunu alır rehberden herkesi sırayla arar. Sürekli konuşur yüksek sesle. Hatta bir gün benim yanıma oturduğunda krize girmeme sebeb olup kokma noktam şu cümle ile vukuu bulmuştur; 'Selamunaleyküm nasılsın, şu an sizin evin önümden geçiyorum hu haa haa haa'. O an ben amcayı gırtlaklamadım ya sabrıma hayran kaldım.
Neyse geçen sabah bindik otobüse Şebnem ile kısık sesle laflıyoruz, kimseyi rahatsız etmeyecek şekilde yani. Bu zottirik amca bindi arkamızdan, iki ön koltuğumuza oturdu. Daha 5 dakika geçti geçmedi arkasına dönüp 'Susar mısınız rahatsız oluyoruz burda, hayret bişey yaaa cık cık cık' diye bize nasıl çemkirdi size anlatamam. 3 saniye kadar şoka girdik ve şok anında pardon demiş bulundum O da kafaya bereyi çekip uyumaya başladı.
E allahın hayvanı burası yatakhanemi diyemedim, çocuk mu azarlıyorsun diyemedim, pezevenk ben senin gerzek muhabbetlerini her akşam çekiyorum, Yenibosna penye piyasasının toptan fiyatını döviz kuru gibi her gün sayende takip ediyorum, sesimi çıkardım mı, her gün yüzyüze bakıyoruz diye asil çizgimden çıktın mı lan artist diye çıkışamadım ya ona yanarım.
Velhasıl kelam çok pis diş biledim arkadaşlar ben bu amcaya, yarın öbür gün dalarım. Gerçi o olaydan sonra pek civarımıza oturmuyor biz de ne kadar eş dost varsa yanımıza yöremize çekiyoruz. Bu akşam bir çocuğu iyi akşamlar dediğine pişman edip, sırf herif yanımıza oturmasın diye gel buraya otur dedim ya geldiğim son noktaydı açıkcası.
Ama illa düşer elime, ben bu amcayı paylarım. İlk kavgamı buradan sizlere duyurmaktan büyük bir zevk alacağım. Gelecek yazıda özgür bir blogspotta görüşmek üzere, bay bay efenim.
Not: Anket sonucumuz belli olmuş, değiştirin diyorsunuz temayı. O kadar mı kötü ya, çilekli pastalar hiç mi cezbetmedi sizi, yoksa yaz geliyor diye diyette misiniz?
Gönderen küfkedisi zaman: Perşembe, Mart 03, 2011 16 Kazana Odun Atan Bu Kaydın Kardeşleri
Etiketler: blogspot yasağı, otobüs, zırvaladı gene deli karı




